Yalıboyu Evleri
Amasya’nın Yeşilırmak kıyısında şekillenen tarihi kent merkezini konut ölçeğinde temsil eden en önemli mekansal bileşen Yalıboyu Evleri'dir. Şehir siluetinin ana unsuru olan bu yapılar, kentin görsel kimliğiyle özdeşleşerek Amasya için bir simge niteliğini kazanmıştır. Bu konutlar, Harşena Dağı’nın Yeşilırmak ile kesiştiği topoğrafyada, antik sur duvarları üzerine bitişik nizamda inşa edilmiştir. Günümüzde Hatuniye Mahallesi sınırları içerisinde yer alan bu bölge, halk tarafından 'İçeri Şehir' olarak adlandırılan tarihsel çekirdeği oluşturmaktadır.
Amasya’nın topoğrafik yapısı ve savunma gereksinimleri, yerleşimin uzun süre sur içinde gelişmesini zorunlu kılmıştır. Osmanlı döneminin sağladığı siyasal ve ekonomik istikrarla birlikte kent dokusu sur dışına taşmış ve Yeşilırmak kıyısı boyunca lineer bir gelişim göstermiştir (Doğanbaş, 1996; Göztaş, 2012).
Kent formunun oluşum sürecinde Yeşilırmak, yalnızca doğal bir eşik olarak kalmamış, topoğrafya ile kentin morfolojik biçimlenmesine etki eden temel bir işlev görmüştür. Günümüze ulaşan Yalıboyu Evleri’nin büyük bölümünün 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başına tarihlenmesi, bu alanın özellikle Geç Osmanlı döneminde bugünkü özgün karakterini kazandığına ve yoğun bir inşa faaliyetine sahne olduğuna işaret etmektedir. Daha erken dönemlere ait yapıların günümüze ulaşamaması ise ahşap yapı geleneği, yangınlar ve doğal yıpranma gibi nedenlerle ilişkilendirilmektedir (Göztaş, 2012).
Bu evlerin tarihsel değeri, yalnızca fiziksel birer konut örneği olmaları ile sınırlı olmayıp, kentin sosyo-kültürel yapısını da çözümlemeye olanak tanıyan birer kaynak niteliği taşımalarından da gelmektedir. Bu durum, Yalıboyu Evleri’ni, Amasya kent tarihinde geç Osmanlı dönemine tarihlenen konut yapılarının da bulunduğu birincil bir mekansal veri haline getirmektedir. Amasya geleneksel konutlarında yaygın olarak görülen sofa merkezli plan düzeni, odaların çok işlevli kullanımı ve iç mekanda mahremiyetin öncelikli olması, Osmanlı toplum yapısının ve yaşam biçiminin konut mimarisine yansımasıdır (Doğanbaş, 1996). Bu plan anlayışı Yalıboyu Evleri’nde de sürdürülmüş; konutlar hem aile yaşamının gereksinimlerine hem de nehirle kurulan görsel ve işlevsel ilişkiye uyum sağlayacak şekilde biçimlenmiştir. Nehir kıyısında konumlanan bu evler, gündelik yaşam, üretim ve ticaretle ilişkili mekansal pratiklerin bir arada okunabildiği tarihsel bir çevre oluşturmaktadır (Göztaş, 2012). Bu yönüyle Yalıboyu Evleri, yalnızca mimari bir tipoloji değil, Amasya’nın tarihsel sürekliliğini, toplumsal ilişkilerini ve mekansal dönüşümünü yansıtan bütüncül bir kültürel miras alanı olarak değerlendirilmektedir (Doğanbaş, 1996).
Osmanlı konut geleneğinin örneklerini oluşturan bu konutlar, taş temel üzerine ahşap çatkı arası kerpiç dolgulu, alaturka kiremitle örtülü kırma ya da beşik çatı formundadır (Türkoğlu, 2006). Konumları, giriş şekilleri ve avlu durumlarına göre çeşitlilik gösteren yapılar; ada içi ve köşelerindeki yerleşimlerine göre avlulu ve avlusuz olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu konutlardaki girişlerin düzeni ve büyüklüğü; yapının planındaki sofa kullanımı ile harem-selamlık ayrımına göre çeşitlilik gösterir (Türkoğlu, 2006). Bitişik nizamda sıralanan Yalıboyu evleri, bodrum katının üstünde yükselen bir ya da iki katlı yapılardır. Bazı örneklerde birinci kat üzerinde bazılarında ise ikinci kat üzerinde şahnişin (cihannüma) yer almaktadır. Çoğunlukla bahçe ve avlu kullanımının görüldüğü bu evlerde; özellikle harem-selamlık ayrımı bulunan örneklerde bahçenin merkezde kalmasıyla dışa kapalı bir yaşam alanı oluşturulmuştur (Türkoğlu, 2006). İkinci katların dışa taşırılarak düzenlenmesi, hem düzensiz parsel koşullarına çözüm getirmiş hem de iç mekanlarda alan kazanımı sağlamıştır. Bu taşmalar eliböğründelerle desteklenmiş, Yeşilırmak yönüne açılan cephelerde daha aydınlık ve dışa açık mekanlar oluşturulmuştur (Doğanbaş, 1996).












